Dünyada değişim rüzgarları eserken siz aynı kalacağınızı mı düşünüyorsunuz?
İngiliz filozof Herbert Spencer’ın ”En çok uyum sağlayan hayatta kalır” prensibi, Charles Darvintarafındanevrim teorisinde doğal seleksiyon kavramıyla değişime uyarlanmıştır. İçinde bulunduğumuz yüzyıldaher şeyin her an durmaksızın değiştiğini, güçlü olanların ve ortama uyum sağlayanların hayatta kaldığını daha fazla algılıyoruz. İnsanlar var olma süreçlerinde tüm canlılar gibi evrensel kanunlara göre doğar, büyür ve yaşamlarının sonunda ölürler. Bu evrensel gerçeklik nedeniyle fizyolojik açıdan her gün değişiriz. Toplumsal bir canlı olarak fiziksel değişimin yanı sıra zihinsel ve psikolojik açıdan da sürekli bir gelişim ve farklılaşma yaşarız. Eğer değişimler uzun periyotta gerçekleşiyorsa süreci fark etmeyebiliriz. Ancak artık biliyoruz ki günümüzde değişimi anlamak ve kendini değişen koşullara uyarlayabilmek pek çok anlamda ve alanda hayati önem taşır.
Değişim kavramının en çok ifade edildiği alanlardan biri de kişisel gelişimdir. Zira kişinin hedeflerine ulaşması, kendi potansiyelini açığa çıkarabilmesi ancak bir takım değişikleri hayata geçirebilmesiyle mümkündür. Özellikle bireyin bilinç düzeyini yükselterek değişim tarzını farkındalıkla yapması, değişimi yönetmesi amaçlanır.
Hayatımızdaki değişimleri, bilinçli bir planlamayla atacağımız adımları belirleyerek yönetemezsek değişim rüzgarlarıyla savrulabiliriz. Üstelik kimi değişimler bizim isteğimizle gerçekleşirken kimi değişimler habersiz çıkagelir. Her durumda değişimin yönünü ve şeklini belirleyen bizim değişime olan bakış açımızdır. Olaylara yeni bir bakış açısıyla seçenekleri arttırıp değişim tercihlerimizi belirleyebilmek hem motivasyonumuzu hem de sonuca daha hızlı ulaşmamızı kolaylaştırır.
Değişim her zaman durduk yere bizim karar verdiğimiz bir süreç değildir. Çoğu zaman hayatımızdaki sorunları aşmak ve problemleri çözmek için duyduğumuz bir ihtiyaçtır. Karşımıza çıkan sorunlardan kaçmak, çözmek için stratejik olarak yaklaşmak ya da bir öğrenme fırsatı olarak görmek tamamen bizim tercihimizdir. Bazen bu üçünü de deneriz ama evren öyle bir çalışır ki sorunlar hep öğrenmemiz gereken yerden gelir. Değişme karar verebilmek için ilk aşama ihtiyacı ve gerekliliğini anlamaktır. Verilen her kararın doğal olarak çeşitli sonuçları olacaktır. Değişimin gerekliliğini anlayıp karar aldığımızda genellikle gerçekleştirmek aşamasında zorlanırız. Kontrolü ele alabilmek, verilen kararların sonuçları ile baş edebilecek kadar sağlam durabilmek için güçlü bir motivasyona ihtiyacımız vardır. Sonuca odaklanmak ve sürecin sancılı olabileceğini bilmek önemlidir.
Değişim, her daim sevgiyle kucaklanmaz. Çoğu insan değişen koşullara uyum göstermek yerine mevcudu korumaya çalışır ve direnir. Direnci aşmak için altında yatan sebepleri anlayabilmek gerekir. Değişim, beklentilerimiz ve ihtiyaçlarımızla uyumsuz ise direnç gösteririz. Değişim, dış kaynaklı olduğunda en başta karar sürecinin dışında kaldıysak ve değişimin bize dayatılmış olduğunu düşünüyorsak ikna olmamız zorlaşacaktır. Eğer değişim başkaları tarafından yönetiliyorsa ve uygulayanlara güven duymuyorsak isteksiz davranırız. Değişimin mevcut durumu bozduğunu, gücümüzü ve kontrolü kaybedeceğimizi düşünüyorsak korkutucudur. Değişim, insanlar arası ilişkileri yeniden düzenleme ihtiyacı yaratır. Kimi zaman güç dengelerini de değiştirir. Bildiğimiz ve aşina olduğumuzdan vazgeçmeyi gerektirdiği için güvenlik ihtiyacı duyarız. Sonrasında alışkanlıklardan vazgeçmenin zorluğu gelir. Kendimizle ilgili yıllar içinde deneyimlerimizle pekiştirdiğimiz; kökleşmiş düşünce, inanç ve davranış kalıplarımızı değiştirebilmemiz çok da kolay değildir. Kendi inanç ve düşünce sistemimizin tek gerçeklik olmadığını anlamalıyız. Değişim önce zihinde başlar. Eğer değişim hakkında yeterince bilgi sahibi değilsek, sahip olduklarımızı da kaybedeceğimiz ya da başarısız olacağımız endişesi duyuyorsak değişimden kaçınabiliriz. Önceki değişimlerden elde ettiğimiz olumsuz kişisel tecrübelerimiz varsa, kendimize güvenemiyor ve yetersiz görüyorsak hiç de cazip görünmez. Bilgi ve becerideki eksiklerimiz varsa, değişimin gerektirdiği yeni şeyleri öğrenmek zor geliyorsa, vizyonumuz sonuçları görmeye uygun değilse, dar bir açıdan bakıyorsak direncimiz daha da artar. Aynı yerde kalmak, bilindik zorluklarla yaşamak bizi belirsizliğin risklerinden daha az korkutur. Ne kadar dirensek de Xentius’un dediği gibi rüzgarın yönünü değiştiremediğimizde, yelkenlerimizi rüzgara göre ayarlamalıyız. Değişim stratejik bir karar ve tüm zorlukların göze alındığı cesaretle yapılacak bir yolculuktur.
Dünyayı algılama ve yorumlama şeklimiz değişime verdiğimiz tepkileri de şekillendirir. Tutucu bir kişiliğe sahipsek ve doğamız gereği değişime herkesten daha temkinli yaklaşır, pek hoşlanmayız. Eğer farklılıklardan hoşlanan bir mizaca sahip isek değişime daha açık olabilir ve daha kolay benimseriz. Yaşla birlikte yeni durumlara, değişimlere uyum sağlamanın güçleştiğini de hatırlamalıyız. İçinde bulunduğumuz topluma hâkim olan kültürün açık veya tutucu olması da değişime karşı tutumumuzu belirler. Bir çok kere köklü değişimler yaşamış ve uyum sağlamayı becermiş isek yeni bir değişim karşısında daha rahat uyum sağlarız. Hiç değişim yaşamamış isek daha fazla tedirgin oluruz. Değişimin aynı zamanda bir öğrenme süreci olduğunu bilmeliyiz. Kişisel gelişim yöntemleri bu süreçte yararlı olabilir.
Değişim gerçekleştirmek ve yönetmek için önce engellerimizi bilmeliyiz. Alışkanlıklarımızın bizi yönettiğini ve bu şekilde günlük yaşamı devam ettiren bir beyin sistemimizin olduğunu unutmamalıyız. Alışkanlıklarımızın gücü, konfor alanımızın rahatlığı bizi tembelleştirir. Ancak gerçekten istediğinizde bunu başarabilirsiniz. Belirsizliklerin güvenlik duygumuzu tehdit etmesi, korku ve tedirginlik yaratması doğaldır. Bununla birlikte değişimi hayata geçirmekte başarılı olmak için değişim ihtiyacını, sebeplerini iyi anlamamız, içerik hakkında yeterli bilgi sahibi olmamız ve dirençlerimizi fark etmemiz önemlidir. Siz değiştiğinizde dünya değişir.
Değişen dünyada hayat bizi sürekli değişime zorlarken eğer direnirsek ne olur? Yaşadığımız sorunlarla ilgili başkalarını ya da koşulları suçlar, kendimize ya da başkalarına öfkelenir, hayatından sürekli şikayet eden bir hale geliriz. Biz direnmekle meşgulken iş işten geçmiş olabilir. Zira değişimde zamanlama çok önemlidir; ihtiyacını geç fark ettiğimizde değeri ve etkisi kalmayacaktır. Gelişim ve olgunlaşma için kendimizle yüzleşmemiz gerekir. Esnek olmak değişime uyum sağlamada önemli özelliktir. Esneyemez iseniz kırılırsınız.
Öte yandan kendimizi veya hayatımızdaki her şeyi bir anda değiştirmek de mümkün değildir. Kendi kontrol alanımızda olmayan şeylerin değişmesini istemek, değişmediğine mutsuz olmak gerçekçi olmaz. Değişmesi gereken şeyleri fark etmek, değiştirilebilecek şeyleri değiştirmek, değiştirilemeyecek şeyleri de kabul etmek kendi iyi oluş halimize daha çok hizmet eder. İşe değişebileceğimize inanarak ve adım atmaya cesaret ederek başlayabiliriz. Değişim ancak içeriden açılabilen bir kapıdır ve o kapıyı açmak sizi özgürleştirir.
Hayatınızdaki şikayet ettiğiniz konularda, siz neleri değiştirebilirsiniz?
Değişim sürecinizi nasıl daha iyi yönetebilirsiniz?
Konfor alanınızdan çıkmaya hazır mısınız?



