Duygusal açıdan dayanıklı mısınız?
Genellikle insanları tanımaya çalışırken böyle bir soru direkt olarak yöneltilmez. Son zamanlarda duygusal dayanıklılık, duygusal çeviklik, yılmazlık, duygusal özgürlük gibi pek çok başlıkta ele alınan kavrama odaklanılmasının anlaşılır sebepleri bulunmaktadır. İnsanoğlu tarihsel süreçte, duygusal açıdan zorlandığı pek çok durumlar ve dönemlerden geçmiştir. Ancak hızlı değişimlerin olduğu günümüz dünyasında; bireyin zorlandığı, acı çektiği ve yoğun stresler yaşadığı dönemlerle baş edebilmesi ve duygusal olarak iyi olma halini koruyabilmesi giderek daha çok önem kazanmaktadır. Yaşadığımız pandemi dönemi ve işe dönüş süreçleri tüm dünyada travmatik etki yaratırken yeni normale nasıl alışılacağı ise gündemin konusudur. Fiziksel ve ruhsal sağlığın yanı sıra duygusal dayanıklılık yeteneğinin gerekli olduğu bir süreçteyiz. Aslında farklı dönem ve şekillerde; ekonomik krizler, iş hayatındaki olumsuzluklar, yoğun iş temposu, çoklu görevler, siyasi istikrarsızlıklar, hızlı kültürel değişimler, dijitalleşme gibi pek çok genel sorunun yanı sıra bireyler özel hayatlarda da farklı neden ve biçimlerde zorlanmalar yaşayabilmektedir. Hayatın kaygan zeminlerinde, buz pistindeki gibi bıçak sırtında kayarken güçlü bir kondisyona ve dayanıklılığa her geçen gün daha çok ihtiyaç duyulmaktadır.
Duygusallık ve dayanıklılık birbirine tezat iki kavramış gibi algılansa da insanın hem duygusal hem de dayanıklı olması nasıl mümkün oluyor?
Duygusal dayanıklılık, değişime ve karışıklığa ayak uydurabilme ve esnek olma kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Buna göre değişen durumlara gösterilen tepkinin niteliği ve uyum sağlamadaki esneklik miktarı dayanıklılığı göstergesi olarak alınmaktadır. Yaşanan olayların ne olduğundan ziyade; ne şekilde algılandığı, ne tarzda tepki verildiği ve nasıl baş edildiği belirleyicidir. Kişinin; stresli değişim ve karışıklık dönemlerinden, olumsuz duygusal deneyimlerden ve zorlanmalardan sonra kendini toparlama hızı önemli olmaktadır. Tüm bunlar kişilik yapısı ile de ilgili görülse de duygusal dayanıklılık öğrenilebilen bir yetenektir.
Pozitif psikoloji kapsamında duygusal dayanıklılık için önemli özellikler; olumlu bakış açısı, umutlu olmak, özgüven ve deneyimlerden öğrenebilmektir. Kendini iyi tanıyan, güçlü yönlerini bilen ve bunları kullanabilen bireylerin, duygusal dayanıklılıklarının da yüksek olduğu gözlenmektedir. Bu nedenle kendini tanımaya yönelik kişisel gelişim araçları destekleyicidir. Bilinçli farkındalık geliştirmek ve bilişsel esneklik kazanmak ise işlevsel olmaktadır. Şimdi ve burada ilkesi ile ana odaklanmak, bilinçli farkındalık egzersizleri yapmak duygusal dayanıklılık açısından güçlendirici yöntemlerdir.
Hayatın karmaşık dönemlerinden geçerken sıkıntı veren duygularla ve bu duygulara neden olan durumlarla bağlantı kurmak ya da baş etmek farkındalık gerektirir. Duygusal farkındalık, zorlayıcı düşünce ve duyguları yok saymadan, kontrol etmeye ya da bastırmaya çalışmadan yargısızca kabul etmek ve adlandırmakla başlar. Ayrıca farklı duygular arasında ayırım yapabilmek ve iç dünya ile bağlantıda olmak anlamına gelir. Duygulardan kaçmak yerine merakla ve nazikçe yüzleşmek; neyin o an ile ilgili, gerçek ve neyin geçmişten gelmiş olduğunun ayırdına varmaktır. Duygular, ihtiyaçların habercileridir. Duygusal dayanıklılık, duyguları fark etmek kadar gerçeği olduğu gibi kabul etmek, hayatın anlamlı olduğuna dair değerlerden beslenen güçlü bir inanç ve doğallıkla hareket etme becerisi gerektirir.
Zor zamanlarda olmakta olana, duygu ve düşüncelere uzaktan bakma yeteneği geliştirmek önemlidir. Bu mesafelenme, olanı olduğu hali ile değerlendirmeye, kabul edebilmeye ve daha uygun tepkiler verebilmeye imkan tanır. Daha geniş ve çoklu bakış açısı ile bakabilmek; soruna yaratıcı çözümler bulmayı, olasılıkları görmeyi ve uygun seçimler yapmayı kolaylaştırmaktadır. Belki de bu dönem hayatı gözden geçirmek ve sonrası için yeni seçimler yapmak için iyi bir fırsat olabilir.
Duygusal dayanıklılık, duyguları ve seçenekleri bilerek anlamlı bir hayat yaşamakla ilgilidir. “İnsanın Anlam Arayışı” kitabının yazarı Viktor Frankl’ın yazdığı gibi; “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl’a dayanabilir.” Hayatın kolay olmadığı dönemlerde, yaşananlardan anlam çıkarmak, insanın değerlerine ve uzun vadeli hedeflerine bağlı kalması; ancak anlayış, açıklık, merak ve kendini kabul ile mümkün olabilmektedir. Zorlayıcı süreçlerde hayat amaçlarına, uzun vadeli hedeflere, büyük resme odaklanmak yolda tutmaktadır. Yaşamdaki sorunların kendiliğinden çözülmesini beklemek yerine gerçekçi planlar yapmak, adımlar atmak ve harekete geçmek gerekir. Sebat edebilmek; konforsuz duygular ve durumlarda geçmesini bekleyebilmek ya da baş etmek için gerekli adımları yılmadan atabilmektir. Değerlerden ve özünden güç almak, onlara uygun yaşamak; sert rüzgarlarda savrulmayı engelleyerek dengede kalabilmeyi sağlamaktadır.
Çözüm odaklı ve iyimser olmak; kurban gibi hissetmek yerine bağlama odaklanmak, gerçeği kabul ederek yeni farkındalıklar ve öğrenmeler için fırsat olarak görmek demektir. Zorlanmalarda otomatik tepkiler vermek yerine, yaratıcı çözümler bulmak kolay değildir. Mevcut inanç ve değer sistemlerini, düşünce ve davranış kalıplarını fark ederek işlevsel olmayanları değiştirmek gibi zihinsel stratejilere ve özel bir çabaya ihtiyaç vardır. İçinde bulunulan koşulları doğru değerlendirmek, otomatik bilişsel ve duygusal tepkiler yerine uygun tepkiler vermek sakin kalabilmeyi gerektirir. Sağlam bir değer sistemine sahip olmak ve değerlere uygun hareket etmek duygusal gücünüzü arttırır. Değerler, fırtınada yolu gösteren içsel pusulalardır; pandemi dönemi ve sonrasında bize rehberlik edebilir.
Unutmayınız ki; yaşam kutupları barındırır; güzellikler kadar zorlukların olması da normaldir. Pandemi gibi ansızın geliveren tatsız sürprizler de olabilir. Duygusal dayanıklılık, hayatın doğal akışında dalgalara karşı durmak yerine sörf yapmayı öğrenmektir. Bunun için psikolojik ve fiziksel iyi oluşu sağlamak; beslenme, spor, uyku rutinleri kadar sosyal çevrelerden, aile ve yakın arkadaşlardan destek almak, iletişim becerilerini geliştirmek de önemlidir. Zor durumlar ile baş ederken kendinden destek almak, bir parça mizahı seçip gülebilmek ya da içsel teneffüse çıkıp yavaşlamak ve molalar vermek iyi gelebilir. Öz şefkat ve öz duyarlılık ile insanın kendi kapasitesine saygı göstermesi; kendine özeni, nezaketi ve kabulü geliştirir. Zor zamanlardan geçtiğimiz bu günler değişime davettir ve ihtiyacımız olan; her şeye rağmen “Sakin olmak ve devam etmektir.” Duygusal dayanıklılık kapasitemizi arttırarak kendimizi ve yaşamı sevmek, böylece enerji ve netlikle hayatın gerçek anlamına odaklanabilmektir.
Yeni normale ve değişime ayak uydururken sizi şu sorulara cevap vermeye davet ediyorum;
Duygusal dayanıklılığınızı arttırmak için hangi stratejiler sizi destekler?
Yaşamımızı daha anlamlı kılacak nedenleri (anlam ve değerleri) nasıl belirlersiniz?
Bundan sonrası için şikâyet etmek, umutsuzluğa kapılmak, hayata küsmek ya da vaz geçmek yerine dünyayı güzelleştiren ve hayatı zenginleştiren seçimler yapmaya ne dersiniz?
